
|

|
Yeni Çıkanlar
|
Salı, 10 Haziran 2008 |
|
Orhan Çetinbilek Ara-lık Roman “Evet. Bakın beyefendi ya da tüm baylar ve bayanlar, buradan gitmeme önceden karar verilmiş olduğunu hissedebiliyorum. Burada ahmak gibi, en özel şeylere açıkça cevap veriyorsam, bunun ilk nedeni onurumu sınamaya çalıştığınızı fark etmiş olmamdır. İkinci neden, her birine insanca şeyler hissederek yaklaştığım kadınlara olan bir borcu ödemeye çalışıyorum. Hiçbirisine erkek doğasının öngördüğünden daha kötü ya da daha iyi davranmadım. Henüz bilmediğim, altından kalkamadığım şeyler var elbette, ama benim dünyam bu. İşler bu kez çok hızlı gelişti ve sonuç kötü oldu. Ne hissettiğimi bilmek istiyorsanız: Bu benim şanssızlığım. Şimdi kuyruğumu kıstırıp gideceğim ve yaşam aynı şekilde devam edecek. Sizin ki de, benim ki de. Hepsi bu.” Poyraz, erkek aklının cinsellikle ilgili yargılarının ve ince hesaplarının doğanın devreye girişiyle nasıl altüst olduğunun bir anlatısı. Hayatla -belki bazen kentten kaçarak- barışık yaşamayı başarmış, erdemini eyleme dökebilen ve her biri en radikal deneyimlere açık bir avuç insan. Ve Murat Cem, neredeyse kendi trajik yıkılış ve dirilişinin bir seyircisi, hatta bu insanların arasında dolaşan bir ‘yabancı’. O tam bir ‘erkek akıl’ . Bu yüzden, kendi doğasını, ancak bir ‘öteki’ olarak kurabiliyor . Ve cinselliğini bir matematik problemi çözer gibi çözüyor. Çok da başarılı olduğu açık. Ta ki, doğanın oyununa gelene kadar. Akıcı, alaycı, devingen bir dil, bir solukta tükenen sayfalar ve bir an önce ‘puzzle’ın çözümünü merak eden bir okuma serüveni. ‘Akıllı erkeğin’ bu trajikomik anlatısını severek okuyacaksınız. |
|
Son Güncelleme ( Pazartesi, 14 Temmuz 2008 )
|
|
Devamı için...
|
|
|
Perşembe, 24 Ocak 2008 |
|
Tikellikten Topluluğa Luce Irigaray 
Doğu ve Batı Arasında'da ünlü Fransız felsefeci, psikanalist ve feminist Luce Irigaray günümüz tarihsel uğrağında “...e göre öteki” anlayışına göre yapılanmış toplumsal bağın sadece burkulmakla kalmayıp alenen düğümlendiğini ilan etmekte ve bu düğümü “özerk öteki” anlayışına dayanan yeni bir toplumsal bağ oluşturma mücadelesiyle çözmeye çalışmaktadır. Irigaray'ın Batı'da Kant'tan bu yana yerleşmiş “özerk ben” olarak kendi anlayışının yerine “özerk öteki” olarak kendi anlayışını önermesi devrimci bir anlam taşır. Bu anlamda Irigaray, yeni bir demokrasi çağrısı yapmaktadır. Göğün uhreviliğinin yeri kuşatıp, dölleyip kutsayamayacağı; yerin, sonluluğun, dünyalılığın bizzat bir farklılık olarak yetkinleşeceği bir dünya çağrısıdır bu. Bu çağrıyı dile getirirken Irigaray hep yapageldiği gibi bu kitabında da Batı kültürünün ataerkil temellerini ortaya çıkarmaktadır. Böylece bir kadın kültürünün doğması için çaba göstermekte; iki farklı cinsten iki farklı özne tarafından deneyimlenen ve yaşantılanan bir farklılık kültürü tasarımı geliştirmeye girişmektedir. Bu değerlendirmeler ışığında cinsiyet farklılığı paradigmasını yeniden temellendirip, bu paradigmaya dayandırdığı farklılıklara saygılı iki özneli bir kültür modeli ile evrensel düzeyde çeşitlilik içinde bir birarada mevcudiyet modeli türetmeye çalışmaktadır. Cinsiyetli özneler olarak erkekleri, kadınları ve aralarındaki ilişkileri kavramlaştırma tarzı açısından Batı dünyası Irigaray'dan daha “ilginç” bir figüre daha sahip değildir. Irigaray'ın düşüncesine içinde yaşadığımız dünyanın her açıdan vahşileşen yüzünü eleştirmekten ve buna karşı bir çözüm üretmekten yana olan hiç kimse kayıtsız kalmamalıdır. |
|
Son Güncelleme ( Salı, 10 Haziran 2008 )
|
|
|
Perşembe, 24 Ocak 2008 |
|
Ulusaşırı Yurttaşlık Üzerine Düşünümler Etienne Balibar 
Sınır nedir? Küreselleşme ve küresel 'şiddet ekonomisi' çağında yer değiştiren sınırlar neyi simgeliyor? Medya şebekeleri, çok-uluslu şirketler ve imparatorluk politikalarıyla hayatın ve ölümün kurumsal dağılımını düzenleyen küresel-üstsınırların halklar için taşıdığı anlam ne? Avrupa Birliği'nde canlanan ırkayrımcı politikalar, ırkçı şiddet, 'derin devlet' eğilimleri, milliyetçi akımlar ve infilak eden cemaatci/gettocu düşünce biçimleriyle kimlikçi politikaları nasıl yorumlamalıyız? Balibar bu kitabında Bodin'den Hobbes ve Rousseau'ya, Hegel'den Marks'a, Schmitt'ten Arendt'e, Althusser, Derrida ve Foucault'tan Ranciere ve Nancy'e uzanan farklı çizgiler eşliğinde bu soruları tartışarak, modern ve postmodern dönüşümler içinde 'egemenlik', 'ulus' ve 'yurttaşlık' kavramlarının geçirdiği dönüşümleri irdeliyor. Liberalizm ve Cumhuriyetçilik ikilemine kilitlenmiş tartışmalara, Anayasacılığa hapsedilmiş uzlaşımcı demokrasi görüşlerine, politikanın ve tarihin sonu mitlerine müdahale ederek, yakın tarihin siyasal/demokratik mücadelelerinden günümüzün göçmen hareketleri ve demokrasinin tabandan inşa edildiği bitişik 'şantiyeler' dizisine işaret ederek, ulusaşırı bir yurttaşlığın, yeni ve totaliter olmayan bir 'topluluk' nosyonunun ve bir 'çatışmacı demokrasi'nin izlerini sürüyor. Bir sınırda düşünme çağrısı. |
|
Son Güncelleme ( Salı, 10 Haziran 2008 )
|
|
Devamı için...
|
|
|
SINIRDA 7.sayı kitapçınızda |
|
|
|
|
Pazartesi, 21 Mayıs 2007 |
|
Sınırda 7. sayı
Dosya konusu Edebiyat ve Politika olan bu sayı SINIRDA’n bir öyküyle (!) başlıyor. Bülent YILDIZ, Jean Genet üzerine analitik bir okuma; Orhan ÇETİNBİLEK, edebi edebi sokaklar; Kutlu TUNCA, şey; Ziauddin SARDAR, blitcon alemine hoş geldiniz; Uluer AYDOĞDU, hikayesel yalıtım; Mahmut TEMİZYÜREK, göz görmez bilinç görür, Bayram BALCI, söz vebaldir; Ahmet BOZKURT, şiirin gündemi, Tülay YILDIZ, metinlerarası ilişki ve üç oyun denemesi; Salih AYDEMİR, viral akıntılar-7; Mustafa Ö.SOYLU, melankoli devrimcidir; Sevim ÖKTENER, şizofreni ile yaşamak 3; Reha ÜLKÜ, mülksüzler ve ‘sprawl üçlemesi’ film yapılabilir mi?; Sahra Ç. ALP, şair ve meleği; Semih ÇELENK, internette tiyatro üzerine kayıkçı kavgaları; İlyaz BİNGÜL, Osmanlı Burjuvazisinin Oluşumu; yazılarıyla ve, Çağdaş ÇETİNKAYA, üç kişili hazin varyete; Orhan ÇETİNBİLEK, Koşucu; öyküleriyle, ve Anita SEZGENER, Derya ÖNDER, Perihan YAKAR, Bayram BALCI, Feride EREZ, Veroc SERENAS, Hüseyin KÖSE, Ekrem ÖZLÜ, Onur AKYIL şiirleriyle yer aldılar. Bu sayıda bağlama ilişkin çeviri metin olarak, Alain BADIOU’nun Sanat ve Felsefe; Maurice BLANCHOT’nun, Roman ve Ahlak - Zaman ve Roman - Yeni Roman; Paul RICOEUR’ün ‘Sözlendirme ve Konuşan Özne’, makalelerine yer verildi. SINIRDA'nın Eylül 2007, 8. sayısının dosya konusu "ELEŞTİRİNİN KRİZİ" olarak saptanmıştır. Günümüzde içinden çıkılmaz bir hal alan bu konunun tartışılması, açıktır ki, bağlama ilişkin inceleme ve araştırmaları olanların katılımıyla çok daha verimli olacaktır. (abone olmak için lütfen başvurun:
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır
) |
|
Son Güncelleme ( Pazartesi, 21 Mayıs 2007 )
|
|
Devamı için...
|
|
|
Çarşamba, 14 Mart 2007 |
|
Hüsamettin Çetinkaya 
Arka Kapak Günümüz bireyi, eylemini ahlaki kılan ilkeye -İnsanlığa- duyduğu saygı ile kendi varoluşunu kötülük olarak aşağılama mecburiyeti arasına sıkışmış, neden kendini ‘kötülüğün adresi’ yapmasının insanlığa saygı göstermenin tek yolu haline geldiğini anlamakta zorlanmaktadır. Ahlaki değerini, varoluşunu kötülemekle kazanan bu İnsanlık adındaki kötülük bilinci, demokrat ve özgür yaşama olanağını sadece suçluluğunu itiraf etmekte, ‘günah’larıyla yüzleşmekte bulur hale gelmiş ve varolma hakkını bizzat yurttaşlığına kayıtlı adıyla lanetlemek ve yok saymak halini almıştır. Bugün yoğun biçimde yaşanır hale gelen vicdani rahatsızlığın nedeni büyük ölçüde bireyin, kendilik algısını 'yurttaş özne'den, 'evrensel insanlığın bu ahlaki öznesi'ne dönüştürmekte yaşadığı zorlanma ve aşağılanmadır. Kendinden nefret, kefaret, suçluluktan kurtuluş, itiraf ve arınma bugün Türkiye'de Liberal insanlık hümanizminin demokrasi vizyonunu oluşturuyor. Bu Hıristiyan demokrat vizyonun temsilcisi pratikte bir tür İslamcı ve bir tür solcu ittifakıdır. Ve teoride, bu küreselleşme ideolojisinin par excellence adresi Immanuel Kant'dır. Bu kitabın hemen her bölümü bir yanıyla; evrensel insanlığın ahlaki öznesini Kant'ın ahlak yasasının kökensel eleştirisi zemininde deşifre ederken bir yanıyla da; kurban patolojisine dönüşen ahlaki bir ödevden hareketle toplumun demokratik dönüşümünün sağlanamayacağı, demokrasi mücadelesinin bir insanlık ve ahlak savaşı olmadığı, bu mücadelenin, eylemi ancak iktidar ilişkileri ve varolma hakkı zemininde görmekle verileceği iddiasını sahiplenmektedir. “...o kadar kudretsiz insanlar var ki; işte onlardır tehlikeli olanlar - işte onlardır iktidarı ele geçirenler. Ve iktidarı - kudret ve iktidar mefhumları birbirlerinden o kadar uzaktadırlar ki iktidar insanları iktidarlarını başkalarının kederi üzerinden kurabilirler ancak. İktidarlarını başkalarının kederleri üzerinden inşa eden güçsüzlerdir onlar. Kedere ihtiyaçları vardır. Kölelerden başka kimse üzerinde iktidar kuramazlar - ve kölelik tam anlamıyla kudretin azalışının rejimidir. İktidarlarını kederle kuran, ancak öyle yönetebilen insanlar vardır. Şu tipten kederler rejimi kurarlar: “Pişman olun” tipinde, “nefret edin birilerinden” tipinde - ve eğer nefret edecek birisini bulamazsanız, kendinizden nefret edin tipinde, vesaire. ... Spinoza için bu lanet olası bir durumdur. Ve eğer bir etik yazdıysa bu hayır, hayır demek içindir.” Gilles Deleuze, (Spinoza Üzerine On Bir Ders, 68) Dağıtım: Ankara: Bilim ve Sanat Basım yayın dağıtım- Mehmet Öz (312) 4356741 İstanbul: Alfa Basım yayın dağıtım- Vezir Sarıyer (212) 5115303 İzmir: ARA-lık Yayınları (232)7553795 |
|
Son Güncelleme ( Cuma, 08 Haziran 2007 )
|
|
| |
 |

|
|
|
|